Üretmekten Çekinme

Selamlar!

Arayı birkaç ay açtım ama geri döndüm. Bugün biraz ondan biraz bundan konuşacağız.

Öncelikle nasılsınız? Öylesine değil de gerçekten sorulduğunda anlamlı bir soru bence. Umarım hepiniz için her şey yolundadır.

İçimden blogla ilgilenmek geldi ve açtım bilgisayarımı. Özlemişim sizi. Bu enerjiyi. Genelde yazmak için hüzne ihtiyaç duyarım ama bu defa öyle olmadı. Ya genel bir hüzün hali söz konusu ya da artık aşmışım bu ilham meselesini. Açıkçası yazmak beni iyileştiriyor. Okumaya veya yazmaya ilgisi olmayanlar bu dediğimi anlayamaz ama gerçekten bir şeyler üretmek müthiş bir his. Ben yapamam demeyin, deneyin!

Ne kaybedersiniz?

Bu mottoyla gaza gelip yapmamamız gereken her şeyi yapıyoruz nasılsa. Sonra da ”Yapacak bir şey yok, olan oldu.” deyip geçmiyor muyuz? Gece balkonda içtiğimiz o, Olan Oldu Kahvesi kadar keyifli yazı yazmak. Bence :))

Konu önemli değil. Yazın. Üretin. Bir şey koyun ortaya. Üretmekten çekinmeyin.

Ben yazı yazmaktan keyif alırım sen başka bir şeyden.

Atıyorum resim çizin, fotoğraf çekin, şarkı söyleyin veya yazın, bir şey tasarlayıp dikin ya da bir video çekin… Saydıkça sayabilirim. Bu liste uzar gider. Yeter ki yapmak isteyin.

Bu şekilde hem kendinizi keşfeder hem de kendinizi geliştirebileceğiniz alanı bulursunuz. Bir şey ortaya koyduğunuzda eleştirilerin de hedefi oluyorsunuz. Bu da gelişiminize katkı sağlar. Tabii yapıcı eleştirileri kast ediyorum.

Bir bakıma eleştiri bu olumlu da olur olumsuz da. Her ikisine de açık olmak lazım.

Çokça rastladığımız ”Eleştiriye açığım, ha dinlemem o ayrı.” kafasındaysanız çıkın o kafadan yani. Saygı çerçevesindeki her yorum çok kıymetli olmalı. Eksiklerinizi görmenizi sağlayacak, farklı bir bakış açısı kazanmanıza yarayacaktır.

Bunun yanı sıra pervasızca kötü eleştiri adı altında heves kırıcı, küçük düşürücü, kulağa hoş gelmeyen şeyler duyabilirsiniz. Çünkü insanlar kötü.

Ben artık her şeyin altında psikolojik sorunlar aramaktan vazgeçtim. Bazı insanlar gerçekten kötü, kalpleri kötü, basbayağı kötü, açıkça kötü, bilinçli kötü, tercihen kötü.

Walter Scott’ın da dediği gibi: ”İnsan kötülük yapmak niyetindeyse, fırsat gelmekte gecikmez.”

Bu mevzudan sonra Müslümcü jiletci tayfayla acıların çocuğu küçük emrah tamlamasına geçebiliriz sanıyorum :))

Şaka bir yana arada size de ”Ne kadar aptal insan varsa sınanıyorum!” cinneti vuruyordur. Öyle anlarda hiçbir şeyi içinize atmayın. Ne varsa dökün ortaya. Herkes payına düşeni alsın. Kimseyi hayatınızda tutmak için kendinizi yormayın. Bırakın biraz da onlar sizin hayatınızda kalmak için çabalasın. Aklınıza kim geliyorsa mesela şu an. Arkadaşınız, akrabanız, bir tanıdığınız her kimse artık, atmayın o mesajı ona. Verilen değerin nankörü olmalarına izin vermeyin.

Demem o ki müslümcü jiletci tayfa, içinizdeki küçük emrahı salın. İnsanları kırın dökün demiyorum bakın. Kendinizi sıkmayın.

İçinize atmayın.

Size iyi gelen hangi seçenekse onu tercih edin.

Kendinizi iyileştirin.

İçinizde tuttuğunuz ne varsa hepsi birikiyor. Hem de günün birinde açığa çıkmak üzere birikiyor.

Tehlikenin farkında mısınız?

Bu şu demek, hiç ummadığınız bir anda belki çok basit bir şey yüzünden o içine attıklarınızla bir bir yüzleşeceksiniz. Belki bir toplantının ortasında belki bir eğlencede belki de bir aile buluşmasında.. Ama hiç ummadığınız bir anda.

İnsanız nihayetinde. Robot değil. Sinirlerimiz var. Hislerimiz var mantığımızla çatışan.

O yüzden hiçbir şeyi zorlamayın. Bırakın her şey zamanında su yüzüne çıksın.

Bir şeyi çok istiyorsunuz ve olmuyor mu? Olmayacak. Zorlamayın. Ne zaman istemeyi bırakırsanız o zaman size gelir.

Emin olun insan ilişkileri de öyle. Biriyle iletişim kurmak istiyorsunuz ve ne kadar çabalarsanız çabalayın olmuyor mu? Ne kendinizi ne karşınızdakini yorun. Akışa bırakın. O iletişim kurulması gerekiyorsa zaten doğru zamanda kurulacaktır. Sağlıklı bir ortam oluştuğunda kendiliğinden olur.

Benim sıkça kullandığım kalıplaşmış bir cümlem vardır.

Nasipten çıkmış. Aynen öyle. Olmasını istediğim bir şeyin oluru yoksa kullanıyorum.

İndirimini beklediğim ayakkabının numarası kalmadıysa ve stoğu da yenilenmeyecekse mesela…

Konuyu fazla dağıtmadan sizi yıpratan her şeyi boş verin diyerek toparlamak istiyorum.

Bu yeni stoğu gelmeyecek ayakkabı da olur sizinle samimiyeti ilerletmek istemeyen biri de.

Kimseyi sizinle kalması için zorlamamalısınız.

Görüldü atan birine tekrar yazmak gibi bir şey aslında size bir kere bile yazmayan insana sıklıkla mesaj atmak. Kimsenin yarım yamalak sevgisine, koşullu desteğine, sahte gülüşüne ya da kıskanç dostluğuna ihtiyacınız yok. Tereddütsüz silin o insanları. Hayat kalitenizi düşürecek kadar kıymetli değiller. Bir silkelenin, kim olduğunuzu fark edin. Öz saygınızı kaybetmeyin.

Velhasıl, sizi yükselten insanlar olsun hayatınızda.

Hiç unutmam, bir gün moralim bozuktu ve arkadaşımla konuşurken ”İyi değilim. İyi değilsin. İyi değiliz.” demiştim. Nasıl bir moralsizlik anlatamam.

Ne cevap verdi biliyor musunuz? Sorgulamadı. Sadece inandı ve ”İyisin. İyiyim. Daha iyi olacağız.” dedi.

O an direkt iyi hissetmeye başlamıştım ben. Çünkü biri iyi olduğuma inanıyordu. Kaldı ki değer verdiğiniz biri inanıyorsa eğer ister istemez siz de inanmaya başlıyorsunuz. Buradan ayrıca teşekkür ederim ona, iyi ki varsın.

Böyle insanlar biriktirin hayatınızda. Hatta biriktirmeye de gerek yok. Birkaç tane olsa yeter. İyi ki varsın diyebileceğiniz, menfaatsiz sizi seven, iyi gelen, verdiğiniz değerin nankörü olmayan ve en önemlisi yazının anlam ve önemine binaen yapıcı eleştirileriyle kişisel gelişiminize katkı sağlayan, üretkenliğinize üretkenlik katan!

Uygular mısınız bilmem ama bu sayede gerçeklikten uzak ilişkilerden de kendinizi sakınırsınız.

Zaten herkese çok iyi davranıyorsanız kendinize çok kötü davranıyorsunuz demektir. Bir noktada benden mühim değil diyebilmelisiniz. Karşınızdakine sandığın kadar önemli biri değilsin çizgisini çekebilmelisiniz ve acilen hayır demeyi öğrenmelisiniz. Ben hala öğrenemedim bu arada… Neyse siz dediğimi yapın yaptığımı yapmayın! :))

Hoşça kalın.

Latest posts by Sude Naz GÜRSOY (see all)
Bu yazıyı oylar mısınız?
[Toplam: 15 Ortalama: 4.7]

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: