ÇANAKKALE’Yİ ANLAMAK

Değerli Dostlar,

ALLAH’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.

Bugün “Çanakkale’yi Anlamak” adını verdiğim yazımda, yakın zamanda ziyaret ettiğim
Çanakkale’yi ve ALLAH yolunda cihad eden vatanımıza ve dahi namusumuza dokunmak
isteyen kirli ellere karşı dimdik duran şehitlerimizi işleyeceğiz.

Evet ben bir Tarihçi değilim veya tüm ayrıntısı ile o dönemi ve yaşananları bilmiyorum. Hem konumuz bu değil hem de ben ayrıntıları ile tarih tarih Çanakkale’yi yazmayacağım.

Oradaki ruhu, inancı, mücadeleyi ve en önemlisi de gayeyi size aktarmaya çalışacağım. Siz değerli okurların dikkatini celp edecek ve zihninde fikir fırtınaları oluşturacak bir yazı olması temennileriyle…

Çanakkale’yi anlamak için evvela dönemle ilgili birtakım bilgilere sahip olmak gerekmektedir.
Karşımızda birlik olmuş küfür ordularına karşı ‘ALLAH ALLAH!’ nidaları ile mücadele eden
mehmetçiği bilmek lazım.

Otomatik tüfeklere karşı tek atış hakkı olan ve sonrasında süngü ile savaşa devam eden bir ordu düşünün.

Onlarca uçağıyla ve zamanının son teknolojisi olan donanmasıyla saldıran bir düşman düşünün.

Yaklaşık yedi bin metre menzili olan topla vurmaya çalıştığın donanmanın 9000/10000 metre mesafeden topunu vurduğu savaşı düşün.

Evet, her seferinde düşün diyorum ki bu gerçekten büyük bir eksiğimiz.

Düşünmek o dönemi anlayıp sonrasında yapılan yanlışları dile getirmek ve gelecekte bu yanlışlardan kaçınmak adına yapılacak en değerli ve isabetli çalışma olacaktır.

Teknolojik imkanlar, asker sayısı, savaş gemisi sayısı ve en basitinden ayağa giyilen çarıklar gibi birçok yönden düşmandan geride olan Osmanlı mehmetçikleri tüm bu imkansızlıklara karşı kışın soğuğu ve yazın sıcağı ile de
mücadele etti.

Tüm bu üstünlükleriyle “Beş çayını İstanbul’da içeriz.” diyen İngiliz komutan
Winston Churhill, o çayı aylarca içemedi ve donanmasını da alarak arkasına bakmadan kaçtı.

Bedeni olarak çok rahat olan düşmanda en değerli şey olan iman yoktu.

Savaş gayesi sadece dünyevi kazançlar olan ve girdiği topraklara ancak zulüm ve yıkım getiren düşman,
mehmetçiğin şehit olmayı arzuladığı cephede zelil oldu.

 

 

 

 

 

 

Çanakkale’yi anlamak için sadece o toprakları gezmek ve müzede kalanları görmek yeterli değil
maalesef.

Her metrekaresine yaklaşık otuz altı şehitin düştüğü Çanakkale’de ve yapılan anıtlarda
sadece isimleri görürsünüz. Başında şapkası, ayağında su geçirmez botları ve karnını doyuran
yemekleriyle karşısında dikilen düşmanı karnı doymamış ve ayakları parçalanmış bir ordu nasıl
olur da mağlup eder?

Hem de sayıca daha az olmalarına karşın.

Hani Çanakkale’yi anlamak dedik ya işte orası iman ile küfrün savaştığı ve ALLAH’ın küfrü bozguna uğrattığı yerdir. Her karesine bakarken İslam ve iman nazarıyla bakmazsanız Çanakkale’yi anlayamazsınız.

O kadar cani bir düşman var ki karşında, uluslararası savaş hukukuna göre saldırılması yasak olan ve
yaralı taşıyan gemileri bile batırmışlardır.

Sömürgelerinde bulunan devletlerden getirdikleri askerleri cepheye sürmüşler ve tüm kibirleriyle saldırmışlardır.

Ezan sesini ve savaşırken ‘ALLAH ALLAH!’ nidalarını duyan Müslüman sömürge devletlerinin askerleri geri durmuş ancak ailesiyle tehdit edilenler cephede savaşmadan can vermeyi tercih etmişlerdir.

İşte tüm kahpeliği ile saldıran küfür ordusu tüm bu çabalarına rağmen Çanakkale’yi geçemedi!

Herkesin özellikle de çocukların iyi bir rehber eşliğinde Çanakkale’yi görmesi ve öğrenmesi
gerekmektedir.

Ayrıca başta da dediğim gibi düşünmek o kadar önemli bir eylem ki eğer sen düşünmeyi ve araştırmayı öğretmezsen işte o zaman Çanakkale, ruhsuz bir turistik mekan olmaktan öteye gidemez.

Araştırmayan tek tarafa yönlendirilen ve sahte şeylerle kandırılan bir nesil günümüzde yaşıyor. Avrupa’nın karanlık çağını yaşadığı zamanlarda İslam’ın rehberliğinde dünyaya hükmeden cihan devleti ve onun mirası bugün yok sayılmakta ve karalanmaktadır.

Bu o kadar acı bir durum olmasına karşın daha acısı şu ki geçmişi kanla ve zulümle anılan ve insanlıktan her dönem nasibini almamış devletler neslimizin gözdesidir.

En ufak araştırma dahi bize bu kanlı geçmişi gösterebiliyorken o kadar ecdadımıza sırtımızı dönmüşüz ki bu bizi geri dönüp ecdadın mirasına sarılmaya yönlendiremiyor bile.

Sessiz sessiz uyutulan beyinler, yönlendirilen ve geçmişi ile bağı koparılan nesiller olmamak için başta da
ifade ettiğim gibi okuyan araştıran ve düşünen insanlar olmalıyız. Yoksa Çanakkale’nin
ruhundan uzak, ecdadın gayesinden uzak ve özgürlük naraları atan tutsaklar olarak yaşamaya
devam ederiz.

Çanakkale’de inançla mücadele eden dedelerimiz, bugüne baksa “Evet, biz bunun için şehit
olduk. Bizim torunlarımız ve neslimiz hakkıyla bayrağı devralmış.” derler mi?

Bu da burada böyle bir soru olarak kalsın.

Düşüncelerinizi yorum kısmında yazabilirsiniz.

Bir gün Çanakkale’ye girmeniz ve oranın ruhunu hissederek Çanakale’yi anlamanız dileğiyle…

Esen kalın!..
————————————————————————————————————————–
Bilimin önemi ve ecdadımızın yaptığı çalışmaları anlatan İslam Bilim Tarihi Profesörü Dr.
Fuat Sezgin’in Bilim Tarihi Sohbetleri kitabını bu yazı vesilesiyle okumanızı tavsiye ederim.

Yine bu kitapla ilgili yazdığım ‘İslam Bilime Karşı Mı?’ adlı yazımı buradan okuyabilirsiniz.

https://tugvabulancak.org/blog/islam-bilime-karsi-mi/

 

Latest posts by İslam DEMİR (see all)
Bu yazıyı oylar mısınız?
[Toplam: 7 Ortalama: 4.7]

You may also like...

3 Responses

  1. Yunus Eren dedi ki:

    Kalemine sağlık kardeşim, güzel bir yazı olmuş.

  2. Liva dedi ki:

    Çok güzel yazı olmuş kalemine sağlık

  3. Emre Can dedi ki:

    Kalemine sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: